deniz acisu

Ben ve Benim Çocukluğum=)

Tam ergenliğe mi girdim neye girdim ben kafasındayken deli gibi Vahşi Güzel izlerdik. Zaten ben 4 yaşından beri pembe dizi izleyen bir çocuk olduğumdan Yalan Rüzgarı’nın yerine Vahşi Güzel’i oturtmuştum. Her ne kadar 90 lar geyiğinden nefret etsem de o zamanlar izlediğim dizilerden aldığım keyfi asla hiçbir diziden alamıyorum. Belki o zaman diziler bize çok hayal geliyordu, yapamayacağımız şeyler gibi geliyordu, oysa şuan öyle mi çevremizde binlerce Vahşi Güzel var. Neyse konuyu saptırmadan Vahşi Güzel’in ve diğer TV programlarının hayatımda bıraktığı etkiyi anlatacağım size.
Cidden Vahşi Güzel’in belki de dünyadaki en büyük fanıydım. Tek bir bölümünü bile kaçırmamıştım. Öyle ki annem bir yere gidecek olsa ve beni peşinden sürüklemek istese bile her türlü dalavereyi yapıp sonunda Vahşi Güzel’i izliyordum. Hatta oradaki Milagrosun bir sürü farklı ismi olduğundan bende herkese farklı bir ismim varmış gibi söylüyordum. Zaten bizim okula her gün yeni bir bilgi gelirdi, sanki mit binası, en yeni bilgiler önce bizim okula düşerdi. İşte sözde Natalia Oreiro ve Facundo Arana beraber dizi çekimine giderken kaza geçirmişler ve Facundo’nun kafası kopmuş bunu duyan namı değer Milagros da üzüntüden kanser olmuş. Kafaya bakar mısın Türk olduğumuz ne kadar belli hemen kanser yaptık kadını. Hayır, şuan ne kadar bunu saçma bulsam da beni görmeniz lazımdı, ben resmen depresyona girdim. Evden çıkmıyorum, kendi kendime dertleniyorum Hande Yener’den ‘bizim aşkımız balondu söndü’  şarkısını dinleyip dinleyip efkârlanıyorum. Neymiş efendim milagros kanser olmuş. Sanki milagros kanser olmasa İstanbul’a gelecek de bana ilan-ı aşk edecek. Ne kafalar yaşıyor muşum ne içiyormuşum bilmiyorum ama aklıma geldikçe deli eğleniyorum.
Bir de popstar vardı. Ahh aman Allahım ne deli kavgalar ne çılgın tartışmalar dönerdi bizim sınıfta. Herkes birinin fanıydı genelde erkekler Firdevs’i tutardı, kızlarda Abidin fanıydı. Fakat ben hayatımda her zaman ezilen insanları tuttuğumdan Elena Kryuchkova benim favorimdi. Bir de benim kafamda Ayşe diye bir arkadaşım vardı o da Bayhan fanıydı. Sınıfta deli gibi kavga ederdik. Ben herkese karşı Elena’yı savunurdum. Onu dışlamamız gerektiğini, onun da bizim gibi bir insan olduğunu deli gibi savunurdum. Bayhan’ın adam öldürmesini de destekliyordum, kim bilir neler yaşamıştır diye düşünüyor ve savunuyordum. Yıllar geçti ve ben hiç değişmedim. Nerde ezilen dalga geçilen biri var hep onun yanında oldum. Elena’nın resimlerini toplardım bir defterde. Hatta bir defa deli gibi oy yolladığımdan babamdan sağlam bir dayak yemiştim. Hey gidi günler hey.
Deniz Seki’den de nefret ederdim nokta.
Deniz ACISU

Eğer Zayıflarsam Deve Kesecem!!

İsveçli bilim adamları cidden boş işlerle uğraşıyor arkadaş. Bırakın artık ‘yok balinalar üzerinde araştırma yapıyoruz’, ‘aman yeni bir gergedan türü mü meydana geldi’ yok ‘asdejist böceğinin iki tane mi kalbi var?’  yeter ya.  Bana acilen yiyip yiyip kilo almamamı sağlayacak hatta ipin ucunu kaçırırsam ekstradan kilo vermemi sağlayacak bir ilaç geliştirin. Bu ilaç hiçbir şekilde bende tokluk hissi yaratmayacak, midemi bulandırmayacak sadece metabolizmamı hızlandıracak. Çok zor değil değerli bilim adamları, kaçıncı yüz yıldayız hala ihtiyacımız olan şeylerde bir buluşunuzu göremedik. Çalışmaya koyulun hemen.
Neden bu kadar sitemliyim? Aslında bu kendime sorduğum bir soru çünkü ben her şeyi abarttığım gibi diyet olayını da abartıyorum ve yaptığım her diyet sonunda aldığım ekstra kilolar beni hayatımdan bezdiriyor. Uygulamadığım diyet kalmadı yeminle, dukan diyeti, Sibel Can diyeti, protein diyeti, karbonhidrat diyeti, meyve diyeti, sebze diyeti ya her şeyi deniyorum. Yeni bir diyet çıkmaya dursun, Sibel Can her fazla kilolarından kurtulduğunda aynı diyeti uyguluyorum yok. Yani çok kilolu değilim ama bir 10 kilo versem çok da sorun olmaz.
Bir de diyetleri neden yanlış anlıyorum bu da benim için büyük bir sorun. Bundan 2 yıl kadar önce işte yine Sibel Can fazla kilolarından yine kurtulmuş bilmem kaç kilo vermiş. TV’de de nasıl zayıfladığını anlatıyor. İşte yemeklere puan vermiş. 10 puanı topladın bitti daha, artık hiç bir şey yiyemezsin. Bazı yiyeceklerse 0 puan istediğin kadar yiyebiliyorsun mesela salatalık, kıvırcık işte birkaç saçma sebze daha. Arkadaş diyete başladığım gün uyanır uyanmaz 10 puanı topladım. Akşama kadar da salata yemekten midem büzüştü. Sonrasında bünyemde alışınca sabahtan 10 puanı toplayıp akşama kadar free yiyeceklerden yemeye başladım. Bombayı açıklıyorum 2 haftanın sonunda 7 kilo aldım. Şimdi bu Sibel Can’ı ne yapmalı?
Meyve diyeti yaptığımda da aynı sonuç günde 3 kilo tuzlu erik yediğimden hem inanılmaz iştahım açılıyor hem de geceleri kendi kendime uyurgezer numarası yapıp buzdolabının başında yemediğim şey kalmıyor. Ayrıca da dudaklarım botokslu gibi geziyorum. Bu rejimin sonunda da 2 kilo aldım bir haftada. Meğer erik ve diğer meyveleri çok tükettiğinde kilo yapıyormuş.
Spor yapmayı da denedim ama ikinci gidişimden sonra her yerden sıkılıyorum. Son kararım yağ aldırmak. Göbeğimi ve yanaklarımı aldırmaya karar verdim. Artık yine istediğim sonucu alamazsam, istenmeyen bölgelerimdeki yağları tek tek kendim kesicem. Nihahahah


bu nedir abi ya:D

Songül Karlı Gibi Olmak Ya Da Olmamak

İnsanlar tarzlarıyla konuşur, insanın kişiliğini, ruhunu hayat felsefesini tarzı yansıtır. Bu yazımda size stil ikonu Songül Karlı’yı tanıtacağım ve 5 adımda nasıl Songül Karlı gibi oluruz bunu anlatacağım.
Songül Karlı Kimdir?(Who is Songül Karlı?)
Songül Karlı hayranları tarafından Türk Halk Müziğinin Shakira’sı, ekranların uslanmaz prensesi olarak, fi tarihinde Tokat’da doğdu. Ailesi tarafından çok başarılı olacağı bilinen, ilkokulda bile sınıf hocasını evlendiren Songül Karlı’nın İzdivaç programlarında fırtınalar gibi eseceği taa o zamandan belliydi. Bir röportajında ‘evlendirmek benim işim, ben boşarım, ben evlendiririm’ diyen Songül Karlı, evlendirme konusunda ki iddiasını bir kere daha belirtmiş oldu. Ekranların güzel yüzlü sunucusu Songül Karlı ‘bir gün herkes evlenecek, terzi kendi söküğünü dikemez, bir ben evlenemem’ diyerek de kendini hayranlarına adadığını bir kere daha vurgulamıştır.
Peki Nasıl Songül Karlı Gibi Oluruz?
Bu konuda konuşmak için öncelikle Songül Karlı’nın geçirdiği değişim evrelerini incelememiz lazım.Ben bu evreleri 5 parçaya böldüm ve sizin Songül Karlı tarzını benimsemenizde, hayatınızın merkezine almanızda yardımcı olacağımı düşündüm.
Part-1 ( Songül Karlı was born this way)

Değişimi daha net anlamak için önce Songül Karlının eski bir fotoğrafını yenisiyle yan yana gözlemleyelim. Gördüğünüz gibi birinci fotoğrafta halktan birinden hiçbir farkı olmayan Songül Karlı ikinci fotoğrafında adeta küllerinden doğarak son yüzyılın stil ikonu haline gelmiştir. Tarzını güne giden ev hanımı ve popstar birleşimi olarak tanımlayabileceğimiz Songül Karlı zıtlıkları harmanlayarak stil sahibi olmuştur.
Part-2 ( Songül Karlı is effective women)
Her fırsatta Tokat’lı olduğunu belirten ve hiçbir şehir fark etmeksizin her yerin halkını Tokat’lılara benzeten Songül Karlı’nın samimiyetinin temelinde işte bu yatmaktadır. Tokat’lı şehir kadını mizacını kıyafetlerine de yansıtan Songül Karlı, mimikleriyle de sempati seviyesini maksimuma ulaştırmıştır.
Part-3( I am sexy and i know it)
Kıyafetlerinde seksapalitesinide ortaya koymaktan çekinmeyen Songül Karlı, arada ipin ucunu kaçırsa da hayranları olarak onu her haliyle sevdiğimizi bilmesini isteriz.
Part-4(Songül Karlı’s make-up looks like Angel)
Tahminlerime göre her programından önce 1 kutu fondöten, 1 kutu rimel, 1 kutu ruj, 1 kutu allık bitiren Songül Karlı aslında kefenin cebi olmadığını, dünya malının dünyada kaldığını bize en iyi şekilde göstermektedir. Her ne kadar makyaj malzemelerinde gerçek mimiklerini göremesek de el kol hareketleri bize en iyi şekilde anlatıyor.
Part-5 (Life is Life na  na na na na)

Son part yorum partı, doğal olun gençler, Songül Karlı doğallık timsalidir. Eğer doğal olursanız emin olun Songül Karlı gibi olmak çok zor olmayacak.
Eğer yardımcı olabildiysem çok sevinirim. Unutmayın;
‘Bir gün herkes evlenecek’
                                   Songül Karlı
Deniz ACISU

Mimlendim=)

Cherry Wine beni mimlemiş, dün akşam ne yalan söyleyeyim nedir bu mimlenme diye beynim eror verdi. Sonra bir iki bloga daha bakınca öğrendim ki, çok basit bir işmiş. Şimdi yine çenem düşmeden sorulara cevap vereyim.
1-Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı?
Hayatım filme çekilse filmin adı herhalde ‘Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam’ olurdu çünkü cidden ya hep bir sorunum oluyor ya da aşk acısı çekiyorum. Soundtrackinde bir sürü şarkı olurdu. Hatta müzikal gibi bir şey olabilirdi o film. Mesela
Sezen Aksu- Bir Çocuk Sevdim,
Sezen Aksu-Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam,
Gwen Stefani-Cool
Lady Gaga- You and I
Cheryl Cole- 3 words
Clara Luzie-Fine
Electrict Guest-American Daydream 
olurdu. Aksiyon sahneleri için de ‘Judas’ gayet uygundur.
2- Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsaydı neyi ya da neleri değiştirirdiniz?
Dar fikirli insanları, ne kadar anlatırsanız anlatın hiçbir şey anlayan küçük beyinlileri, sır tutmayı bilmeyen zeka sorunlularını, hayvanları sevmeyen ve deli gibi zarar vermeye çalışan canlı mı cansız mı, insan mı hayvan mı olduğu belli olmayan manyakları mutlaka değiştirirdim.
3- Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi veya sahneleri?
Beni en çok etkileyen sahneler ilk olarak kesinlikle Duvara Karşı’daki Sibel Kekilli’nin bileklerini kestiği sahnedir.Bir de Bridget Jones’ın Günlüğünde hapise düştüğünde etrafındaki kadınlar sayesinde aslında ne kadar şanslı olduğunu anladığı sahnedir.Aslında eminim daha bir sürü sahne vardır ama aklıma gelmiyor.





4-Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?
Bir gün de ne kadar çok bankayı soyabilirsem soyarım, kendi evimde de depo yaparım. Sonuçta kağıt paralar çok yer kaplayacağından değerli taşlardan da alırım elmaslar, altınlar, yakutlar. Yani bir gün de alabileceğim her şeyi alırım.  Ondan sonra zaten hep bana tahsis edilmiş gibi olur yaşadığım şehir. ;)
5- Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?
Ben Türk dizisi izlemem diyenlerden değilim. Geçen seneye kadar gün gün tüm dizileri takip ederdim hatta ama bu sene maalesef hiçbir diziyi izleyemiyorum. Kuzey Güney, Muhteşem Yüzyıl, Feriha takip etmek istediklerim. Sadece Yalan Dünya’yı internetten izliyorum.
Yabancı dizilerden takip ettiğim bir sürü dizi var. Desperate Housewife yıllardır takip ettiğim bir dizi inanılmaz severim. Ayrıca Glee ve Modern Family izliyorum.
En sevdiğim dizi kesinlikle Sex and The City’dir, diziyi bölüm bölüm 2 defa tüm sezonlarını izledim. Hatta Claire’nin kurduğu ve hoşuma giden cümleleri yazdığım bir defterim bile var. Filmlerine de bayılırım aynı şekilde.

Ne Alacağım Ben?

Son duyumlarıma göre 15 gün sonra nihayet sıcak hava dalgası İstanbul’a da uğrayacakmış. Bu nedenle 15 gün sonra yeniden ‘giyecek hiçbir şeyim yok’ dönemi başlayacak. Ben de bu sorunumuza biraz çözüm bulması amacıyla benim kullandığım ya da benimde almayı hedeflediğim baharlık kıyafetleri bu postta yayınlamak istedim.
Öncelikli olarak ben bir erkeğin dolabında mutlaka gömleklerin geniş yer kaplaması gerektiğini düşünüyorum. Fiziğiniz çok iyi de olsa benim gibi biraz toplu da olsanız, gömlek iyi fizikleri daha iyi gösterdiği gibi, diğerlerini de daha iyi gösteriyor. Bu nedenle mutlaka gömlekleri eksik etmeyin.
                                             
Yukarıdaki gömlek dolabımızda mutlaka olması gereken bir gömlek, Calvin Klein markalı bu gömlek, günlük hayatta ve gece hayatınızda size inanılmaz yardımcı oluyor. Ne farkı var diye düşünebilirsiniz hemen açıklayayım. Bu gömleğin en önemli özelliği ütü yapmaya gerek olmamasıdır. İlk aldığım zaman çok da umurumda değildi açıkçası ama en acil durumlarda o kadar çok işime yarıyor ki anlatamam. Bu gömlekten bende birkaç tane var, Calvin Klein de özel bir ismi de olmasına rağmen ben bilmiyorum, ‘ütü gerektirmeyen gömlekler nerede?’ dediğinizde eminim size yardımcı olacaklardır.



                                               
Yukarıda ki gömleklerde amblemlerinden de anlayacağınız gibi Fred Perry ve Lacoste Live markalarının ürünleri. Bunlarda şuan montlarınızın içinde kaybolsa da bahar aylarında bol bol kullanacağınız ürünler olabilir. Alışveriş listenize mutlaka yazmalısınız, günlük hayatta çok fazla işinize yarıyor çünkü. Ben yukarıda ki ürünlerden Loceste ve Fred Perry nin açık pembe olan modelini kullanıyorum ama Fred Perry nin birkaç modeli daha elimde mevcut. Bu ürünlerin bir dez avantajı var, eğer göbeğiniz varsa kesinlikle saklamıyor hatta Lacoste’un ürünü daha da ortaya çıkarıyor.Kot gömlek H&M markalı bir ürün, genelde her sezon bir sürü modelde üretmesine rağmen hiç bir sene almadım ama bu sene alacaklarım arasında.

                                              
Ben hayatımda hiç Diesel pantolon almadım, bu sene genelde hatta hep Calvin Klein’den aldım ama bahar alışverişine çıktığım zaman bir tane edinmeyi düşünüyorum. Bir de resimdeki Zara  pantolon da kesim ve renk olarak inanılmaz hoşuma gitti, o da satın alacağım ürünler arasındadır artık.

                                               
Yine mi Calvin Klein diyeceksiniz eminim ama cüzdanları inanılmaz güzel bence. Ben gibi bir cüzdana o kadar para verilmez diyenlerdenseniz de ben gördüğüm anda dayanamayıp düz siyah deri olanını almıştım. Genelde deri cüzdanları uzun zaman kullandıktan sonra aldığı garip gurip şekilden dolayı seviyorum böyle deri hafif çatlamış oluyor ya o şekli inanılmaz çok hoşuma gidiyor. Fakat diğer her yerinde CK amblemi olan cüzdan da inanılmaz hoşuma gitti. Eğer indirimde falan bulursam mutlaka alacağım.

                                               
Ben her marka ayakkabı kullandım ama Kovalskinin rahatlığını hiçbir ayakkabıda bulamadım. Günlük hayatta  da gece çıkarken de çok rahat kullanabilirsiniz. Ayakkabı çok ayrı bir konu olduğundan onu çok ayrı bir postta detaylıca işleyeceğim. Şuan sadece almak istediğim H&M marka ayakkabıyı göstermek istedim. Bu tarz ayakkabıları ilk Tımberland ile tanımıştım sonra diğer markaların da bu tarz ayakkabılarını çok beğendim. Bu tarz ayakkabıların bence tek eksi yanı  ayağı olduğundan daha küçük göstermesi. Kimine göre eksi bir özellik olmayabilir ama küçük görünen ayağın masculen görünümü engellediğini düşündüğümden, eksi bir özellik olarak görüyorum.Bir de resimdeki D&G ayakkabıyı beğendim ama bu tarz ayakkabılardan daha önce hiç kullanmadığımdan deneyip beğenirsem alacağım.
                                   
Birde bunu istiyorum. Rengi inanılmaz iyi bence.
Günlük hayatta kemer kullanana biriyim ama saat kullanmaya bir türlü alışamadım. Beğendiğim bir sürü saat modeli olmasına rağmen yıllardır sadece özel bir yere gittiğimde bir veya iki tane saati kullanırım. Zaten çok fazla saatimde yok zaten.
15 gün sonra gelecek bahara hazırlığı az çok tamamladık bence. Eğer yardımcı olabildiysem çok sevinirim.  Fiyatlarını merak ediyorsanız da deniz_acisu1991@mynet.com adresinden bana attığınız maillere cevap olarak size fiyatlarını söylerim.
Deniz ACISU

Yasaklar Yasaklar!!!

Yasakları çiğneme mantığı bizim ırkın içine işlemiş artık. Ya çok ciddi yaptırımları yok ya da artık yüzümüzün astarı yırtılmış, yasak gördük mü beynimiz eror verip ‘çiğne bunu çiğne bunu!!!’ diye emirler mi veriyor bize anlamadım.

Ama bu genlerle alakalı bir durumdur bence. Çünkü ben kendimi bildim bileli ya da çevremi gözlemlemeye başladım başlayalı herkes yasak çiğniyor. Belki bazı şeyler yasak olmasa küçüklükten belli bir bilinçle yetiştirilsek, kurallara uyma mantığı bizde de oluşurdu ama yok yani direk ezip geçiyoruz.

Mesela ben lise hayatım boyunca gömleğim pantolonumun dışında, kravatım üçüncü düğmeye kadar açık, içimde rengârenk t-shirtler, ayağımda mutlaka Converseler vardı zaten. Neden böyle ipsiz sapsız serseri gibi geziyordum? Çünkü yasaktı. Başka sebebi yok, hayır şuan olsa gayet derli toplu düzgün giyerim kravatımı da gömleğimi de, kumaş pantolonun düşük beli mi olurmuş. Sonra, kopya çekmem. Başarılı bir öğrenciydim, fizik, kimya, matematik başarılıydım yani. Gece gündüz çalışırdım, sular seller gibi bilirdim ama kopya hazırlamadan girmediğim sınav yoktu ki bakmıyordum bile ama yine de hazırlardım küçücük kağıtlarıma küçücük yazılar. Yasaktı çünkü kopyasız olmazdı.

O kadar içimize işlemiş ki bu yasaklar, benim kız lisesindeki arkadaşım, eteğini katlayıp, kısacık yapıp gidiyordu. Hayır, bunun mantığı yok bence, okulda eteğini katlayıp, dışarıda normal haline getirmek cidden mantıksızca bir hareket. Bu durum artık yasak olan şeyin çekiciliğini bize apaçık gösteriyor. Sonuçta lezbiyen değilse eğer kız lisesinde etek katlamak inanılmaz saçmadır.

Bir sürü klasik yasaklar da çiğniyoruz, bunlarda detaya girmeyeceğim ama işte çimenlere ısrarla basmamız hatta yasak yazısının yanında resim çekilmemiz, hız sınırlarına uyan var mı bilmiyorum zaten. 18 yaşından küçüklerin sigara almasının yasak olduğu bir ülkede, 16 yaşından beri sigara alabilmem de çok güzel. Saymakla bitmez çiğnediğimiz yasaklar.

Gözlemlerime göre çiğnediğimiz yasaklar, uymadığımız kurallar dolayısıyla güvensizliğe yol açıyor. Patron işçisine, anne çocuğuna, öğretmen öğrencisine güvenmiyor bizim ülkemizde. Haklılar da her an bir çakallık yapabiliyoruz. Mesela gece eve geç girme yasağını kaldırıp bize geç gelmeme bilincini aşılasalar ya da bu durum yasak olmasa umursamasalar, bu bilince ulaşıp her şeyi saatinde yaşıyor olabilirdik. Fakat bu durum söz konusu değil tabii ki, mesela ben bu sene yaklaşık olarak 40 defa Buğra’larda belki bir 30 defa da Selim’lerde kaldım. Buğra ve Selim diye kimseyi tanımama rağmen yalan söylediğim zaman aklıma ilk o isimler gelir. Bir de şöyle bir şey var niyeyse hep Cuma ve Cumartesi gecesi ders çalışmaya gidiyorum ve eve döndüğümde alkolün de etkisiyle sersemlemiş oluyorum ama hiç anlamıyorlar. Hele bir kız arkadaşım var, ne zaman dışarı çıksa Gizem’de kaldığını söylüyordu, tabii annesi haklı olarak bu kadar sık görüştüğü Gizem’i tanımak isteyince ne yapacağını şaşırmıştı. Bir de her hafta birinde ders çalışıp da sene tekrar etmek de çok güzel bir şey, o zaman da geri zekâlı muamelesi görüyorsun.

Fazla uzattım, kısaca güvenmelisiniz işte bize sayın ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, sevgililerimiz. Her şeyin başı güvensizlik.

 

Deniz ACISU

Erdem Oraylı Röportajı :)

Bu blogda yapmak istediğim her şeyi yapacağımdan bahsetmemiştim herhalde. Öyle bir söyledim ki sanki ne yapacaksam. İşte kısaca anlatayım, beğendiğim resimleri paylaşacağım(bazılarını kendim çekeceğim hatta), yazdığım kısa öyküler var bir de onlar yayınlanacak, röportajlar yapacağım çevremdeki insanlarla bir de zaten artık biliyorsunuz her halde, anılarımı, yorumlarımı falan yazıyorum.

Bu post da size sevdiğim bir arkadaşımla yaptığım röportajı yayınlayacağım. İlk olduğundan saçma hatalar, bağlantısız sorularla karşılaşabilirsiniz mağdur görmelisiniz.

Öncelikle röportaj yaptığım arkadaşımın adı Erdem, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Gazetecelik okuyor. Aslen Tekirdağlı oradan okula gidip gelmek bir hayli zor olduğundan İstanbul’da yaşıyor. Çılgın bir genç yani kafasına esse belki gidip gelebilirde her gün. Neyse konuyu uzatmayayım ve röportajımıza başlayalım.

Ben hep merak etmişimdir, İstanbul dışından gelen biri olarak buraya ayak uydurmakta zorlandın mı?

 

İstanbul’a yabancı değildim. Sık sık gidip geliyordum malum Tekirdağ yakın bir yer. Sonuç, hiç zorlanmadım tabii ki.

Zaten sürekli geliyorsan zorlanman da saçma olurdu :) Ben daha çok senin neler yaptıklarınla ilgili sorular sormak istiyorum. Hoş biliyorum ama başkaları da bilsin:)

Mesala ne tarz müzik dinlersin? Kimler favorindir?

Alternatif rock ve popüler müzik dinlerim. Rihanna ve Maroon 5 favorimdir.

Peki, seni en etkileyen şarkı ya da şarkılar neler?

Sezen Aksu’nun her şarkısı beni etkiler, çok severim. Jay-Jay Johanson Suffering severim bir de Aylin Aslım Ahh favorimdir.

Favori filmlerini de sormazsam olmaz bence:)

Little Ashes ve Dancer in the Dark iyidir.

 

Bir de kitapları sorayım da bitsin artık bu neyi seviyosun, neyi sevmiyosun muhabbeti:)

‘Peyami Safa-Yalnızız’, ‘Patti Smith- Çoluk Çocuk’ ve tabii ki ‘Andre Aciman- Adınla Çağır Beni’ daha var ama ilk aklıma gelenler bunlar.

Eveeet asıl sorulara gelelim, yani blog okurlarının ilgisini çekecek sorulara:) Sosyal medya senin için önemli midir? Ayrıca, ne kadar ilgilisin sosyal medyayla?

Sosyal Medya tabii ki çok önemlidir benim için. Uyumak dışında geri kalan zamanımı sosyal medyayla uğraşarak geçiriyorum. Zaten Gazetecilik okuduğum için ilgili olmam da gerekir.

Peki, hangi sosyal medya araçlarını kullanırsın?

Facebook, twitter, blogger, foursquare, bbm, Messenger, Whatsapp, skype:), facetime aktif olarak kullandıklarım Myspace hesabım da vardı ama eskiden.

Bu kadar kullanıyor muyuz, tek tek sayınca inanılmaz fazla geldi:) Peki teknolojik eşyalarla da baya ilgili olmak zorundasın, hangi teknolojik eşyalardan vazgeçemezsin mesela?

Telefonum ve Macbookum vazgeçilmezimdir.

Sosyal hayatın nasıldır peki, nerelere gidersin, nerelerden alışveriş yaparsın, gece çıkarsın bilirim, nerelere gidersin? Bunları da paylaşalım.

Yani Nişantaşı sokaklarında gezmeyi çok severim. Alışveriş konusunda ise her yerden giyinirim kısaca, bir gün Burbery giyerken bir gün pazardan da bir şeyler alabilirim. Gece fazla çıkmıyorum ama Eelence, Cafe pi, Faces ve Line arada gittiğim yerlerdir.

Röportajların olmazsa olmazı, hayatında biri var mı sorusunu da sorarak röportajı noktalamalıyım bence:)

O benim hayatımda ama ben onun hayatında mıyım bilmiyorum.

Klasik Erdem Oraylı cevapları diyerek, Erdem’e benimle yaptığı röportajdan dolayı çok teşekkür ediyorum.

                                  Takip etmek isteyenlere: https://twitter.com/#!/erdemorayli

        http://erdemorayli.blogspot.com/

SENEK(satış elemanlarından nefret edenler kulübü)

Satış elemanlarına karşı bir savaş açmaya karar verdim. Tarzımızı, sevdiğimiz ürünleri, devamlı kullandığımız şeyleri sabote etmekte üzerlerine yok. Bizim fikirlerimizi beğenmediklerinde ya da ellerinde bulunan fazla ürünleri satmakta yaptıkları ufak kelime oyunları ki ben bunlara çakallıklar diyorum, üzerlerine yok. Sen inanıp güveniyorsun, sanıyorsun ki gerçekten seninle ilgileniyor, senin tarzını iyileştirici ürünler sunuyor, bir bakıyorsun ki bunun altında ne hinlikler ne cinlikler ne oyunlar yatıyor.

Ben genelde zevkine güvendiğim arkadaşlarımla çıkarım alışverişe. Beğendiğim ürünleri onaylarlarsa da hemen alır çıkarım, öyle kompleks alışveriş oyunları yaratamam. Onaylamalarına da son derece önem veririm çünkü tek başına aldığım ve belki de dünyada kimsenin giymeyeceği saçma ürünler almışlığım çoktur(kırmızı deri kemerim ve yeşil pantolonumu nerede giyeceğimi hala bilemem mesela). İşte geçen haftada benimle alışverişe çıkacak kimseyi bulamayınca tek başıma gideyim diye düşündüm. Ne alacağıma karar veremezsem en kötü satış elemanlarına danışırım, saçma bir şey almadan da paşa paşa evime dönerim diye düşünmüştüm. Hoş kırmızı deri kemerin benim tarzıma son derece uygun ve yeşil pantolonu her şeyle gayet rahat giyebileceğimi söyleyen satış elemanından sonra güvenim sarsılmadı değil ama neyse.

Mağazaya girer girmez ‘yea bana mesaj attılar da %50 indirimli ürünler nerede ki??’ diye sorunca bana mağazanın en ücra köşesini gösterdiler. Hiçbir satış temsilcisi de yanıma uğramadı, kendimi kullanılmış hissettim. Ben ki bu mağazanın daimi müşterisiyim, indirimli ürünleri sordum diye neden bana hemen cimri, pislik, pinti insan muamelesi yaptınız belki sezondan da alışveriş yapacağım. Ben ücra bir köşedeki indirim reyonunda cebelleşirken, satış elemanlarının hiç işi olmamasına rağmen benimle ilgilenmemelerine sinir oldum, sonuçta müşteri velinimettir, onlarda paşa paşa benimle ilgilenmeliler. Bir şekilde dikkati kendi üzerime çekmeliydim. Aldım elime bir gömlek, gittim bir tanesinin yanına ‘bunun M’sini istiyorum’ dedim, ‘bu zaten M’ diyince, ufaktan göt oldum, kabul ediyorum, sonra deneyeyim dedim ve ikinci bomba gömlek olmadı, oldu da yani Recep İvedik gömleği(düğmeler patlayacak gibi, ani hareketlerde kullanışsız) gibi durdu. Asıl moralimi bozan 1,90 boyundaki inanılmaz fit satış elemanı zaafımı öğrenmişti artık, ben o kadar saklayayım diye kendimi paralarken göbeğim bir anda beni satmış ve tüm benliğimi hiçe sayar bir biçimde ortaya çıkmıştı. Zaten gömleği üzerimde görünce ‘hmm bu size olmamış, durun ben size bu sezondan birkaç ürün vereyim, hem göbeği gizleriz, hem de çok çok daha zayıf görünürsünüz’,  zaten bu cümleden sonra ben adeta hayata küstüm, moralim sıfıra indi, hemen o mağazadan çıkmalıydım ama bana bir şeyler getirmeye gitti. Elindeki birkaç parça ürünün beni olduğumdan çok çok daha zayıf göstereceğine inanıyordu, tamam zayıf gösterebilirdi ama ben hayatımda koyu kahverengi ormancı gömleği ve üzerine yine kahverengi bir hırka giymemiştim ama adeta bir robota dönmüştüm. Hem kiloluydum hem de pinti, adam işini biliyor demek bak 1,90 ve fit görünüyor diye düşünüp aldım tabii ki. Belki biraz zayıf görünüyordum ama aynı zamanda 70 inde bir emekliye de benzediğimi söylemem gerekli. Sanki çarşıya alışverişe çıkmış, esnafla muhabbet ederken, emekli maaşlarından yakınan, üşümesin diye 50 yıllık hayat arkadaşı tarafından da üzerine el örgüsü hırka verilmiş biri gibi duruyordum. En bombası ben bu kombini yakın bir arkadaşımın doğum gününde giymek için aldım, yani alışverişe çıkarken ki asıl amacım doğum günü için bir şeyler almaktı, evet aldım ama artık doğum gününe doğum günü çocuğunun babası olarak katılabilirim.

Teşekkürler pislik, şerefsiz satış elemanları. Yine beni kandırdınız ve yine sizin yüzünüzden tüm paramı hayatım boyunca giymeyeceğim, ormancı gömleğe ve el örgüsü benzeri kazağa yatırdım. Lütfen çıkın hayatımızdan.

Deniz ACISU

Bizi istedikleri gibi değiştirebilirler,

Mağdur bir çift;

Evlilik Mi? O da Ne?

Ben insanlardaki vıcık vıcık evleneyim işte bebelerim olsun sürüyle onları kapıya dizeyim hayalini hiç anlamıyorum. Yani tamam biriyle hayatı paylaşmak güzel olabilir ama yalnızlığın, sorumsuzluğun en önemlisi özgürlüğün verdiği rahatlığı, hangi kadın ya da erkek evlilikte bulabilir. Şöyle bir inanış var ‘çok seviyorum işte eğer evlenirsek, kapatırım onu eve ohh sadece benim’ ya zaten seviyorsan ayrıca o da seni seviyorsa evlenmede ki mantık nedir arkadaş. Takılın beraber, gezin tozun ne zaman çocuk istiyorsunuz kıyın nikâhı, hayatı o zaman birleştirin. Evlenip de yıllarca çocuk yapmayıp sadece gezen böyle aile onaylı kişileri de anlamıyorum. Madem evlendin bir atraksiyon yarat, yaratmayacaktın niye evlendin. 

Bizim bu zamanlarda insanlar maddi açıdan daha rahat ve özgürlüklerine düşkün. Adam düşünüyor ben 25 yaşındayım, en dinç çağım, param da var gezerim tozarım, her türlü eğlence mi yaşarım sonra da evlenirim. Bu mantıkta saçma. Yemesin kimse beni her türlü eğlenceyi yaşayan adam evlenemez. Evlense de mutlu olamaz. Adam alışmış o Rus senin Tayland gezileri benim. Evde oturup National Geoprafic de maymunlarda üreme belgeseli ya da Fatmagül’ün yengesinin sarkık memelerini izler mi? Bu nedenle görmüş geçirmiş erkek kavramı yoktur. Erkek gördükçe daha çok geçirir. Bu da zamanla doyumsuzluğa kadar gider. O nedenle ya yirminizde bir adamı alın oturtun kalbinize, otuzunuza kadar takılın beraber, evlenin ya da bulduğunuz ilk gözü açılmamış erkeği kaptığınız gibi nikâh dairesine koşun. 

Benden tavsiye,

Deniz ACISU


Free Web Counters
Free Counter