deniz acisu

Yasakları çiğneme mantığı bizim ırkın içine işlemiş artık. Ya çok ciddi yaptırımları yok ya da artık yüzümüzün astarı yırtılmış, yasak gördük mü beynimiz eror verip ‘çiğne bunu çiğne bunu!!!’ diye emirler mi veriyor bize anlamadım.
Ama bu genlerle alakalı bir durumdur bence. Çünkü ben kendimi bildim bileli ya da çevremi gözlemlemeye başladım başlayalı herkes yasak çiğniyor. Belki bazı şeyler yasak olmasa küçüklükten belli bir bilinçle yetiştirilsek, kurallara uyma mantığı bizde de oluşurdu ama yok yani direk ezip geçiyoruz.
Mesela ben lise hayatım boyunca gömleğim pantolonumun dışında, kravatım üçüncü düğmeye kadar açık, içimde rengârenk t-shirtler, ayağımda mutlaka Converseler vardı zaten. Neden böyle ipsiz sapsız serseri gibi geziyordum? Çünkü yasaktı. Başka sebebi yok, hayır şuan olsa gayet derli toplu düzgün giyerim kravatımı da gömleğimi de, kumaş pantolonun düşük beli mi olurmuş. Sonra, kopya çekmem. Başarılı bir öğrenciydim, fizik, kimya, matematik başarılıydım yani. Gece gündüz çalışırdım, sular seller gibi bilirdim ama kopya hazırlamadan girmediğim sınav yoktu ki bakmıyordum bile ama yine de hazırlardım küçücük kağıtlarıma küçücük yazılar. Yasaktı çünkü kopyasız olmazdı.
O kadar içimize işlemiş ki bu yasaklar, benim kız lisesindeki arkadaşım, eteğini katlayıp, kısacık yapıp gidiyordu. Hayır, bunun mantığı yok bence, okulda eteğini katlayıp, dışarıda normal haline getirmek cidden mantıksızca bir hareket. Bu durum artık yasak olan şeyin çekiciliğini bize apaçık gösteriyor. Sonuçta lezbiyen değilse eğer kız lisesinde etek katlamak inanılmaz saçmadır.
Bir sürü klasik yasaklar da çiğniyoruz, bunlarda detaya girmeyeceğim ama işte çimenlere ısrarla basmamız hatta yasak yazısının yanında resim çekilmemiz, hız sınırlarına uyan var mı bilmiyorum zaten. 18 yaşından küçüklerin sigara almasının yasak olduğu bir ülkede, 16 yaşından beri sigara alabilmem de çok güzel. Saymakla bitmez çiğnediğimiz yasaklar.
Gözlemlerime göre çiğnediğimiz yasaklar, uymadığımız kurallar dolayısıyla güvensizliğe yol açıyor. Patron işçisine, anne çocuğuna, öğretmen öğrencisine güvenmiyor bizim ülkemizde. Haklılar da her an bir çakallık yapabiliyoruz. Mesela gece eve geç girme yasağını kaldırıp bize geç gelmeme bilincini aşılasalar ya da bu durum yasak olmasa umursamasalar, bu bilince ulaşıp her şeyi saatinde yaşıyor olabilirdik. Fakat bu durum söz konusu değil tabii ki, mesela ben bu sene yaklaşık olarak 40 defa Buğra’larda belki bir 30 defa da Selim’lerde kaldım. Buğra ve Selim diye kimseyi tanımama rağmen yalan söylediğim zaman aklıma ilk o isimler gelir. Bir de şöyle bir şey var niyeyse hep Cuma ve Cumartesi gecesi ders çalışmaya gidiyorum ve eve döndüğümde alkolün de etkisiyle sersemlemiş oluyorum ama hiç anlamıyorlar. Hele bir kız arkadaşım var, ne zaman dışarı çıksa Gizem’de kaldığını söylüyordu, tabii annesi haklı olarak bu kadar sık görüştüğü Gizem’i tanımak isteyince ne yapacağını şaşırmıştı. Bir de her hafta birinde ders çalışıp da sene tekrar etmek de çok güzel bir şey, o zaman da geri zekâlı muamelesi görüyorsun.
Fazla uzattım, kısaca güvenmelisiniz işte bize sayın ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, sevgililerimiz. Her şeyin başı güvensizlik.

Deniz ACISU

Bu blogda yapmak istediğim her şeyi yapacağımdan bahsetmemiştim herhalde. Öyle bir söyledim ki sanki ne yapacaksam. İşte kısaca anlatayım, beğendiğim resimleri paylaşacağım(bazılarını kendim çekeceğim hatta), yazdığım kısa öyküler var bir de onlar yayınlanacak, röportajlar yapacağım çevremdeki insanlarla bir de zaten artık biliyorsunuz her halde, anılarımı, yorumlarımı falan yazıyorum.
Bu post da size sevdiğim bir arkadaşımla yaptığım röportajı yayınlayacağım. İlk olduğundan saçma hatalar, bağlantısız sorularla karşılaşabilirsiniz mağdur görmelisiniz.
Öncelikle röportaj yaptığım arkadaşımın adı Erdem, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Gazetecelik okuyor. Aslen Tekirdağlı oradan okula gidip gelmek bir hayli zor olduğundan İstanbul’da yaşıyor. Çılgın bir genç yani kafasına esse belki gidip gelebilirde her gün. Neyse konuyu uzatmayayım ve röportajımıza başlayalım.
Ben hep merak etmişimdir, İstanbul dışından gelen biri olarak buraya ayak uydurmakta zorlandın mı?
İstanbul’a yabancı değildim. Sık sık gidip geliyordum malum Tekirdağ yakın bir yer. Sonuç, hiç zorlanmadım tabii ki.
Zaten sürekli geliyorsan zorlanman da saçma olurdu :) Ben daha çok senin neler yaptıklarınla ilgili sorular sormak istiyorum. Hoş biliyorum ama başkaları da bilsin:)
Mesala ne tarz müzik dinlersin? Kimler favorindir?
Alternatif rock ve popüler müzik dinlerim. Rihanna ve Maroon 5 favorimdir.
Peki, seni en etkileyen şarkı ya da şarkılar neler?
Sezen Aksu’nun her şarkısı beni etkiler, çok severim. Jay-Jay Johanson Suffering severim bir de Aylin Aslım Ahh favorimdir.
Favori filmlerini de sormazsam olmaz bence:)
Little Ashes ve Dancer in the Dark iyidir.

Bir de kitapları sorayım da bitsin artık bu neyi seviyosun, neyi sevmiyosun muhabbeti:)
‘Peyami Safa-Yalnızız’, ‘Patti Smith- Çoluk Çocuk’ ve tabii ki ‘Andre Aciman- Adınla Çağır Beni’ daha var ama ilk aklıma gelenler bunlar.
Eveeet asıl sorulara gelelim, yani blog okurlarının ilgisini çekecek sorulara:) Sosyal medya senin için önemli midir? Ayrıca, ne kadar ilgilisin sosyal medyayla?
Sosyal Medya tabii ki çok önemlidir benim için. Uyumak dışında geri kalan zamanımı sosyal medyayla uğraşarak geçiriyorum. Zaten Gazetecilik okuduğum için ilgili olmam da gerekir.
Peki, hangi sosyal medya araçlarını kullanırsın?
Facebook, twitter, blogger, foursquare, bbm, Messenger, Whatsapp, skype:), facetime aktif olarak kullandıklarım Myspace hesabım da vardı ama eskiden.
Bu kadar kullanıyor muyuz, tek tek sayınca inanılmaz fazla geldi:) Peki teknolojik eşyalarla da baya ilgili olmak zorundasın, hangi teknolojik eşyalardan vazgeçemezsin mesela?
Telefonum ve Macbookum vazgeçilmezimdir.
Sosyal hayatın nasıldır peki, nerelere gidersin, nerelerden alışveriş yaparsın, gece çıkarsın bilirim, nerelere gidersin? Bunları da paylaşalım.
Yani Nişantaşı sokaklarında gezmeyi çok severim. Alışveriş konusunda ise her yerden giyinirim kısaca, bir gün Burbery giyerken bir gün pazardan da bir şeyler alabilirim. Gece fazla çıkmıyorum ama Eelence, Cafe pi, Faces ve Line arada gittiğim yerlerdir.
Röportajların olmazsa olmazı, hayatında biri var mı sorusunu da sorarak röportajı noktalamalıyım bence:)
O benim hayatımda ama ben onun hayatında mıyım bilmiyorum.
Klasik Erdem Oraylı cevapları diyerek, Erdem’e benimle yaptığı röportajdan dolayı çok teşekkür ediyorum.
Takip etmek isteyenlere: https://twitter.com/#!/erdemorayli

Satış elemanlarına karşı bir savaş açmaya karar verdim. Tarzımızı, sevdiğimiz ürünleri, devamlı kullandığımız şeyleri sabote etmekte üzerlerine yok. Bizim fikirlerimizi beğenmediklerinde ya da ellerinde bulunan fazla ürünleri satmakta yaptıkları ufak kelime oyunları ki ben bunlara çakallıklar diyorum, üzerlerine yok. Sen inanıp güveniyorsun, sanıyorsun ki gerçekten seninle ilgileniyor, senin tarzını iyileştirici ürünler sunuyor, bir bakıyorsun ki bunun altında ne hinlikler ne cinlikler ne oyunlar yatıyor.
Ben genelde zevkine güvendiğim arkadaşlarımla çıkarım alışverişe. Beğendiğim ürünleri onaylarlarsa da hemen alır çıkarım, öyle kompleks alışveriş oyunları yaratamam. Onaylamalarına da son derece önem veririm çünkü tek başına aldığım ve belki de dünyada kimsenin giymeyeceği saçma ürünler almışlığım çoktur(kırmızı deri kemerim ve yeşil pantolonumu nerede giyeceğimi hala bilemem mesela). İşte geçen haftada benimle alışverişe çıkacak kimseyi bulamayınca tek başıma gideyim diye düşündüm. Ne alacağıma karar veremezsem en kötü satış elemanlarına danışırım, saçma bir şey almadan da paşa paşa evime dönerim diye düşünmüştüm. Hoş kırmızı deri kemerin benim tarzıma son derece uygun ve yeşil pantolonu her şeyle gayet rahat giyebileceğimi söyleyen satış elemanından sonra güvenim sarsılmadı değil ama neyse.
Mağazaya girer girmez ‘yea bana mesaj attılar da %50 indirimli ürünler nerede ki??’ diye sorunca bana mağazanın en ücra köşesini gösterdiler. Hiçbir satış temsilcisi de yanıma uğramadı, kendimi kullanılmış hissettim. Ben ki bu mağazanın daimi müşterisiyim, indirimli ürünleri sordum diye neden bana hemen cimri, pislik, pinti insan muamelesi yaptınız belki sezondan da alışveriş yapacağım. Ben ücra bir köşedeki indirim reyonunda cebelleşirken, satış elemanlarının hiç işi olmamasına rağmen benimle ilgilenmemelerine sinir oldum, sonuçta müşteri velinimettir, onlarda paşa paşa benimle ilgilenmeliler. Bir şekilde dikkati kendi üzerime çekmeliydim. Aldım elime bir gömlek, gittim bir tanesinin yanına ‘bunun M’sini istiyorum’ dedim, ‘bu zaten M’ diyince, ufaktan göt oldum, kabul ediyorum, sonra deneyeyim dedim ve ikinci bomba gömlek olmadı, oldu da yani Recep İvedik gömleği(düğmeler patlayacak gibi, ani hareketlerde kullanışsız) gibi durdu. Asıl moralimi bozan 1,90 boyundaki inanılmaz fit satış elemanı zaafımı öğrenmişti artık, ben o kadar saklayayım diye kendimi paralarken göbeğim bir anda beni satmış ve tüm benliğimi hiçe sayar bir biçimde ortaya çıkmıştı. Zaten gömleği üzerimde görünce ‘hmm bu size olmamış, durun ben size bu sezondan birkaç ürün vereyim, hem göbeği gizleriz, hem de çok çok daha zayıf görünürsünüz’, zaten bu cümleden sonra ben adeta hayata küstüm, moralim sıfıra indi, hemen o mağazadan çıkmalıydım ama bana bir şeyler getirmeye gitti. Elindeki birkaç parça ürünün beni olduğumdan çok çok daha zayıf göstereceğine inanıyordu, tamam zayıf gösterebilirdi ama ben hayatımda koyu kahverengi ormancı gömleği ve üzerine yine kahverengi bir hırka giymemiştim ama adeta bir robota dönmüştüm. Hem kiloluydum hem de pinti, adam işini biliyor demek bak 1,90 ve fit görünüyor diye düşünüp aldım tabii ki. Belki biraz zayıf görünüyordum ama aynı zamanda 70 inde bir emekliye de benzediğimi söylemem gerekli. Sanki çarşıya alışverişe çıkmış, esnafla muhabbet ederken, emekli maaşlarından yakınan, üşümesin diye 50 yıllık hayat arkadaşı tarafından da üzerine el örgüsü hırka verilmiş biri gibi duruyordum. En bombası ben bu kombini yakın bir arkadaşımın doğum gününde giymek için aldım, yani alışverişe çıkarken ki asıl amacım doğum günü için bir şeyler almaktı, evet aldım ama artık doğum gününe doğum günü çocuğunun babası olarak katılabilirim.
Teşekkürler pislik, şerefsiz satış elemanları. Yine beni kandırdınız ve yine sizin yüzünüzden tüm paramı hayatım boyunca giymeyeceğim, ormancı gömleğe ve el örgüsü benzeri kazağa yatırdım. Lütfen çıkın hayatımızdan.
Deniz ACISU
Bizi istedikleri gibi değiştirebilirler,
Mağdur bir çift;









Ben insanlardaki vıcık vıcık evleneyim işte bebelerim olsun sürüyle onları kapıya dizeyim hayalini hiç anlamıyorum. Yani tamam biriyle hayatı paylaşmak güzel olabilir ama yalnızlığın, sorumsuzluğun en önemlisi özgürlüğün verdiği rahatlığı, hangi kadın ya da erkek evlilikte bulabilir. Şöyle bir inanış var ‘çok seviyorum işte eğer evlenirsek, kapatırım onu eve ohh sadece benim’ ya zaten seviyorsan ayrıca o da seni seviyorsa evlenmede ki mantık nedir arkadaş. Takılın beraber, gezin tozun ne zaman çocuk istiyorsunuz kıyın nikâhı, hayatı o zaman birleştirin. Evlenip de yıllarca çocuk yapmayıp sadece gezen böyle aile onaylı kişileri de anlamıyorum. Madem evlendin bir atraksiyon yarat, yaratmayacaktın niye evlendin.
Bizim bu zamanlarda insanlar maddi açıdan daha rahat ve özgürlüklerine düşkün. Adam düşünüyor ben 25 yaşındayım, en dinç çağım, param da var gezerim tozarım, her türlü eğlence mi yaşarım sonra da evlenirim. Bu mantıkta saçma. Yemesin kimse beni her türlü eğlenceyi yaşayan adam evlenemez. Evlense de mutlu olamaz. Adam alışmış o Rus senin Tayland gezileri benim. Evde oturup National Geoprafic de maymunlarda üreme belgeseli ya da Fatmagül’ün yengesinin sarkık memelerini izler mi? Bu nedenle görmüş geçirmiş erkek kavramı yoktur. Erkek gördükçe daha çok geçirir. Bu da zamanla doyumsuzluğa kadar gider. O nedenle ya yirminizde bir adamı alın oturtun kalbinize, otuzunuza kadar takılın beraber, evlenin ya da bulduğunuz ilk gözü açılmamış erkeği kaptığınız gibi nikâh dairesine koşun.
Benden tavsiye,
Deniz ACISU































